Bu Blogda Ara

20 Kasım 2010 Cumartesi

Mısır'ın Büyülü Böceği: Bok Böceği

Asırlardır, saklı gizemli mesajların iletilmesi için belirli semboller kullanılmaktadır. Büyü uygulayıcıları için, bu semboller, özellikle doğaüstü güçlerine çağrıda bulunmada ve onlardan yararlanmakta ve bunun yanında bunların gizli öğretilerinden haberdar etmede kullanılan araçlardır. Ayrıca, semboller, çoğunlukla pek çok asır öncesinden geldiği halde, bunların anlamları aslında aynı kalmıştır.


Gerçekte, eski gizli öğretilerin halktaki uzantısı olarak, Yeni Çağ hareketi, gizemli simgeciliği günümüzdeki kültürümüzün yüzüne doğrudan yerleştirmiştir. Bunu özellikle rahatsız edici hale getiren şey, toplumda gizemciliğin işaretleri bulunabildiği halde, artık bunların ruhsal imalarını algılamayışımızdır. Diğer taraftan, sadece sıradan bir insan, gizemli sembollerin anlamını bilmediği için; bu, bunların önemini hiçbir şekilde reddetmemektedir. Açık bir şekilde, geçen asrın en etkili gizemcilerinden biri olan P. Hall, simgeler hakkında şunu yazmıştır:
“ Bunlar güçlü bir kuvvetin merkezindedir ve müthiş bir güç olmaya muktedir figürlerdir”.

Bok Böceği

Eski Mısırlılar, bilimsel adı Scarabaeus sacer olan, bok böceğinin, Güneş tanrısının belirtisi olduğuna inanıyorlardı. Bu kın kanatlıların temsilleri, muskalar olarak ve göreneksel ve idari amaçlarla kullanılıyordu. Dikdörtgen, türbe şeklindeki göğüs süsü, ortada, büyük bir bok böceğine sahiptir. Cephesinde ise, bok böceğinin ve babonların (babun) güneş kayığındaki tapınma manzarası sergilenmektedir. Türbe; hakkedilmiş kanatlı güneş diskli (kırmızı renkli) oyuk pervaz kornişi bulunan bir tepe kısmı ile, lotus çiçeği yatay bezeme şeritli (friz) (kırmızı-beyaz renkli) bir altlığa sahiptir. Ortadaki manzara, ayrıca, çoğunlukla, boyaları kayıp olan, baskın bir renkle, üstünden ve kenarlarından çerçevelenmektedir. Motif, iki tarafı, tapınma jestleri halindeki iki babon tarafından çevrelenmekte olan, kayıktaki bir bok böceğini sergilemektedir; babonların örtüleri, çapraz çizgilerle gölgelenmiş bir desen göstermektedir.


Çok rağbet gören Mummy (Mumya) ve bunun devamı olan “Mumya Geri Dönüyor” filminde, bok böcekleri olarak bilinen yabancı kara kınkanatlılara senaryo boyunca sık sık rastlanıyordu. Her iki film de bu bok böceklerini korkutucu et yiyen doğaüstü böcekler olarak tasvir ediyordu. Gerçekte; bok böcekleri, yaygın Afrika bok böceğinden başka bir şey değildir. Hollywood, bu canlıları abartmasına rağmen, her iki filmde de bok böcekleri Mısır’ın dinsel ve törensel ayinleri ile doğru bir şekilde ilişkilendirilmiştir.

Tanrı’nın mükemmel yaratışının ilginç bir parçası olarak; bok böcekleri, toprak üzerinde hayvan dışkısı topaklarını yuvarlamaktadır. Bu topaklar, böceğin üzerine yumurtalarından çıkıp dışkıyla beslenen larvalarını bıraktığı deliklere yuvarlanır. Mısır öğretisine göre, topağını yuvarlayan bok böceğinin, güneşin cennetin içerisinden geçirilerek gün içerisinde kendisinin yeniden ortaya çıkmasını açıkladığı düşünülüyordu. Bundan dolayı, güneş diskini sırtında taşıyan bok böceği simgesi, güneşin gökyüzünde yaptığı dönüşü temsil ediyordu.

Bok böcekleri, yeniden dirilişi de simgelemektedir. Bununla da, doğrudan güneşin doğuşu arasında bağlantı kurulmuştur. Gerçekte, bok böceği ile gün doğumu arasında ruhsal olarak bağlantı kurulduğundan, “doğan Güneş tanrısı” olan Mısır ilahı Kepri ile yakından ilişkili hale gelmiştir. Her yönden, bok böceklerinin ile Mısır’daki “Güneşe tapınma”nın birbirinden ayrılması imkansızdır.



Mısırlılar döneminde, taştan oyulmuş muskalar, takana “ölümsüz biçimde hayatını sürdürme” gücünü almasına yardım ettiğine inanılan büyüsel muskalar olarak kullanılıyordu. Bok böcekleri, muskalar ve kraliyet mühürleri olarak kullanılıyordu. Kanatlı bok böcekleri, cenaze töreni ayinlerinde kullanılıyordu. AMORC tarafından yayınlanmış olan “Mısır’ın Eski Mirası” adlı kitabın yazarı Rodman Clayson, şunu yazıyordu:

“Genellikle yanında kanat bulunan kalp bok böcekleri denen nesneler, cenaze töreni ile ilgili kullanılan muskalardı. Taştan yapılmış kalp bok böceği, mumyanın göğsüne yerleştirilirdi ve bu, suçlu ruhun mahşerde Osiris’in huzurunda durması gerektiğini göstermektedir. Bu şekilde kullanılmış olan bok böceği, muhtemelen kötü bir hayat geçirmekten kurtulmayı güvence altına almak içindi”.

Eski Gizemli Rosae Crucis (AMORC), merkezi San Jose, California’da bulunan bir Gül-Haç topluluğudur. Pek çok gizemli ve gizli Mısır öğretilerine dayanan bir topluluk olarak, AMORC, kendi edebiyatının ve ayin faaliyetinin çoğunda, bok böceği sembolünü kullanmaktadır. Aşağıda belirtilen 2 bok böceği örneği, AMORC kaynaklarından alınmıştır.

Geçenlerde British Museum içerisindeki Mısır ve Asur antikalarının sorumlusu olan Sir Wallis Budge, "Mısır Büyüsü" adlı çalışmasında da şu benzer açıklamayı yapıyordu: “Bok böceği kendi başına önemli güçleri vardır ve eğer bir bok böceği figürü yapılır ve üzerine buna uygun güç sözcükleri yazılırsa, sadece cesedin fiziksel kalbini korumakla kalmayıp aynı zamanda bedenine bağlanmış olduğu kişiye yeni bir hayat ve varoluş sağlayacaktır”.

Mısır büyü dünyası, Gül-Haç tarikatları, Teosofi ve Altın Şafak dahil gizli esrarengiz topluluklar tarafından uzun süredir benimsenmektedir. Ancak, bir kişinin Mısır bok böceğinin gizli sembolündeki ya da Mısır büyüsündeki yollardan ya da öğretilerden herhangi birindeki kendisine faydalı ahiret umuduna kapılması, ruhsal yönden iflas edecek bir yaklaşımdır. Tanrı’nın insanlığa emrettiklerinin tarihsel ve ruhsal bir kaydı olan İncil, bu tip putperestliğe dayalı ruhsal faaliyeti bir bireyin kabul edemeyeceğini çok açık bir dille anlatmıştır. Üstelik, İncil, açıkça Hazreti İsa’nın tüm doğruluk ve yaşam için tek yol olduğunu açıkça ifade etmektedir (Yuhanna: 14-6).

Tanrı, kutsaldır ve tektir: günah kabul edemez, yine de O’na dönmek isteyen günahkâr insana bir yol sunar. Tövbe içerisinde Hazreti İsa’ya dönün. Kurtuluşun güvenceye alınması, sadece O’nun haçta bitirilmiş işiyle gerçekleşecek ancak gizli uygulamalarla ya da öğretilerle olmayacaktır.



Not: Bu makalenin yazarı, Hristiyan inancını savunduğu için çevirisini dokunmadan aldım.

Kaynak: http://www.crossroad.to/articles2/2002/carl-teichrib/11scarab.htm

1 yorum: